Erzurum yıllardır göç veriyor.
Gençler okuyor,
Yetişiyor,
Sonra bavulunu alıp gidiyor.
Gidenin çoğu geri dönmüyor.
Ayrıca,
İşsizler iş bulmak için,
Tüccar işini büyütmek için göç ediyor.
Bu tabloyu kabullenmek kolay, değiştirmek ise zor.
Ama imkansız değil.
*
Son zamanlarda sıkça sorulan bir soru var;
Tersine göç mümkün mü?
Bu soruya ‘evet’ demek için elimizde artık sadece temenniler değil, konuşulabilir başlıklar var.
*
Öncelikle şunu teslim etmek gerekir:
Mehmet Sekmen ve ekibinin şehir adına ortaya koyduğu çaba göz ardı edilemez.
Altyapıdan üstyapıya,
Şehir estetiğinden sosyal alanlara kadar yapılan çalışmalar, Erzurum’un çehresini değiştirme yönünde önemli adımlar.
Ancak mesele sadece belediyenin gayretiyle çözülecek kadar dar değil.
Bu, çok ayaklı bir kalkınma meselesi.
*
Tersine göçün ilk şartı nettir;
İş ve istihdam.
Bu noktada herkesin umutla beklediği 2. Organize Sanayi Bölgesi’nin bir an önce tam anlamıyla faaliyete geçmesidir.
Fabrikalar üretime başlamadan,
Bacalar tütmeden,
Gençlere ‘geri dön’ demek havada kalır.
Çünkü genç artık söz değil, somut gelecek görmek istiyor.
*
Ama sadece sanayi de yetmez.
Erzurum’un asıl gücü yıllardır gözümüzün önünde duran ama yeterince değerlendirilemeyen bir alan;
‘Tarım ve hayvancılık.’
Bu şehir, Türkiye’nin en önemli hayvancılık merkezlerinden biri olabilir.
Ancak bunun için klasik desteklerin ötesine geçmek, gerçekten ayakları yere basan, sürdürülebilir projeler üretmek gerekir.
Üreten çiftçinin kazandığı,
Gençlerin köyde kalmayı bir ‘mecburiyet’ değil ‘tercih’ olarak gördüğü bir model kurulmadan tersine göç sadece bir slogan olarak kalır.
*
Bir diğer önemli başlık ise çoğu zaman göz ardı edilen ama gençler için en az iş kadar önemli olan konu;
‘Sosyal yaşam’
Bir şehir sadece çalışılan değil, aynı zamanda yaşanan bir yer olmalıdır.
Gençler akşam sokağa çıkabildiği,
Kültürel etkinliklere katılabildiği,
Kendini ifade edebildiği şehirlerde kalır.
Bu noktada yapılan sosyal alan yatırımlarının artırılması ve mevcut alanların daha etkin kullanılması büyük önem taşıyor.
*
Ve belki de meselenin en kritik boyutu…
Mesafe.
Erzurum’un batıyla olan mesafesi sadece kilometreyle ölçülen bir mesafe değil.
Bu, aynı zamanda ekonomik,
Sosyal ve psikolojik bir uzaklık.
İşte bu yüzden yüksek hızlı tren meselesi sadece bir ulaşım projesi değil, bir kader meselesidir.
Erzurum’un batıya hızlı ve konforlu bir şekilde bağlanması, sadece yolculuk süresini değil, fırsat eşitsizliğini de kısaltacaktır.
Bugün bir genç için İstanbul’a,
Ankara’ya ulaşmak ne kadar kolaysa, o şehirlere yönelmek de o kadar kolay oluyor.
Eğer biz bu mesafeyi kısaltamazsak, göçü durdurmakta zorlanırız.
*
Sonuç olarak meseleye sadece ‘gidenleri nasıl geri getiririz?’ diye bakmak eksik olur.
Asıl soru şu olmalı;
Erzurum, insanların geri dönmek isteyeceği bir şehir haline geliyor mu?
Eğer sanayi üretirse,
Tarım kazanırsa,
Şehir yaşanır hale gelirse
Ve mesafeler gerçekten kısalırsa…
İşte o zaman tersine göç bir hayal olmaktan çıkar, gerçeğe dönüşür.
Aksi halde biz yine konuşuruz…
Gençler yine gider.


FACEBOOK YORUMLAR